Korku belası

Saat sabah 4.25

Tankut uyuyor, kediler uyuyor. Bense fıldır fıldır yuvalarında dönen gözlerimle tavana bakarak yatıyorum. Yok! Beynim durmuyor. Çekiçle birkaç darbe vursam kafama sersemler miyim acaba diye düşünüyorum. Ya ayarı kaçırıp bıngıldağımı sallar ölürsem diyorum. En sonunda uyumaktan vazgeçip açıyorum tableti, başlıyorum yazmaya. Kusura bakmayın ama size içimi dökmek zorundayım. Kalkın ahali ,dinleyin beni…Konu önemli.
Neden mi? Çünki…
Herbokolog ben ( her boku merak eden aklı evvel kişi demek) uyumadan önce cep telefonuma düşen son Corona haberini en küçük detayına kadar okudum. Çok lazım ya… Haberlerden etkilenmiyorum ya… Otururum evimde beklerim geçmesini diyorum ya…
Her satırı okudukça o havalı ,olaya hakim havam biraz daha söndü. Ben pelte kıvamına geldim, limbir limbir titreşiyorum.
Kısaca yazının konusunu anlatayım size.
İtalya’da Corona virüsünü kapan insanlar hangi aşamalardan geçerek ölüyorlar. Yakınlarını yanlarına sokmadan nasıl tek başlarına can veriyorlar. Nasıl yalvarıyorlar? İçler acısı. İşte bunu okudum. Size şu kadarını söyliyeyim yazı bittiğinde ben korkudan çoktan ölmüştüm. Beni gömmüşler, hoca ayağıyla toprağımı tepikliyordu.
Okudukça olayı içselleştirdim, kafamda oldum mu size Corona. 
Önce ateş yükselir dediler sanki o an ateşim çıktı sonra titreme , nefes darlığı, kusma, sıçma, boğularak ölme derken bir baktım ben kafamda olayı yaşıyorum. Beş dakika önceki kapı gibi sağlıklı kadın gitmiş yerine sık sık, kesik kesik nefes almaya çalışan gerizekalı biri gelmiş oturmuş böğrüme.
Sanki birden işin ciddiyetini anladım. Oysa çok bilinçliydik. Tüm hazırlıklarımızı daha önceden yapmıştık. Hergün kullandığımız ilaçlarımızı yedeklemiştik. Birer torba kuru bakliyat, deterjan,sabun,kedi kumu ve mamalarını stoklamıştık. Gözümüz dönüp sonradan israf yapıp atacağımız seyleri  almamıştık. 
Evimizde oturacaktık ki zaten biz beş gündür hiç dışarı çıkmıyorduk. Son zamanlarda evde en sık gördüğüm yer  banyodaki lavaboydu . Ellerimi ,yüzümü yıkarken hangi sabundan daha çok baloncuk oluyor yarışı bile yapıyordum kendimce. Havluları ayırmıştık. Dantellisi bana, kuru kafalısı Tankut’aydı. Askeriyedeki ast üst ilişkisini evimize çoktan taşımıştık .Kimse birbiriyle fazla samimi olmuyordu.  Yani herşey bizden istendiği gibi gidiyordu. 
Ta ki bu yazıdan sonra bende hafif bir korku ampulü yanıp ,uykusuzluk başıma vurana kadar. Karı koca durumumuz ortadaydı zaten. Ben ne kadar yamuksam kocamın sağlığı benden daha yamuktu. Zaten normal şartlarda soğukta karda asla hastalanmayan biz ,on metre ötemizdeki hasta adamın virüslerini içimize içimize kapmaya bayılıyorduk. Bizi karda yatır , buz gibi sulara at birşeyimiz yok, ortamda biri öhö deyip öksürsün biz karı koca ikiseksen yatak döşek hasta yatıyoruz, cok şükür o kadar virüs sever bir yapımız var yani.

Neyse bizi düşünmeyi bıraktım bu seferde kafayı eve girenlere taktım. Yardımcı kadın geliyordu mesela. Apartman görevlisi desen günde iki kere uğruyordu. Hemde sokağın tüm mikrobuyla birlikte. Önce dedim kızım kafayı yeme. Bırak insanlar işini yapsın. Sonra panik atağım debreşti ” tek başıma boğularak ölücem ulen, yemişim temizliğini, süpürgesini” dedim.

Çareler üretmeye başladım. Hepsi çok mantıklıydı aslında. Kadın gelir gelmez onu banyoya sokup 100 derece kaynar suda ova ova keseliycektim. Sonra tüm vücudunu strecfilmle sarıp, ellerine üç bulaşık eldiveni üstüste giydirip, ağzına burnuna kat kat gazlı bez sokup, kafasına su bidonu, gözüne de dalgıç gözlüğü geçirecektim. O evi temizlerken ben kendimi yinede  odama kilitliycektim. Apartman görevlisini doğrudan öldürmeye karar verdim çünki evdeki stoktan aldıracak yeni bir şeyim kalmamıştı.

Bu arada apartmandaki tüm komşularımda her yaştan çocuk var. Nasıl sıkıntılı bir durum anlatamam. Okul yok. Sokak yok. Ev sıkıcı. Çocukları nasıl oyalıyacaklar bilemiyorlar. Böyle zamanlarda Allah’tan birde cocuk derdimiz yok deyip, şükür ediyorum. Allah biliyorda aklımıza koymuyor. Ben var ya böyle mikrop riski falan olacak. Çocuğumu günde iki kere çamaşır suyuna yatırır, ellerine sabunlu su torbaları bağlar, mikrop girmesin diye gözlerini oyar,  ağzını burnunu diktirip odasına kilitler,  kapısının üzerine çapraz tahta çaktırıp, kapının altından serum bağlardım ona. Yeter ki çocuğuma birşey olmasın. Kör topal da idare ederdik nasıl olsa.

Saat 5.22

Yok yaa ben yazlığa gideyim. Dağ başında koca arazi. En azından bahçeyi gezerim. Kaloriferi de yakarız. Biraz dötümüz donar ama en azından Corona bize musallat olmaz. Valla fena fikir değil. Anamı babamı da götüreyim. Tek kocamla gidersem üç güne birbirimizi yeriz. Adama küsemezsinde konuşacak başka insan  yok. Çin’de karantinadan çıkan tüm çiftler boşanıyormuş zaten. Töbe estafurullah ahir ömrümde bir koca bulmuşum onu da Corona ya feda edip dul kalamam, kusura bakmasınlar  valla. Karı koca bir şekilde dipdibe anlaşmanın yolunu bulucaz artık. 

Ezan okundu.

 Beynim yandı. Sabrım taştı. Ben şu kornanın bir kulağını çekeyim dedim.

Ulen Corona. Sen kimsin de bize bulaşıyon? Bana bak Türklerin tersi pistir. Seni hijyenimizle, sağduyumuzla, elbirligiyle boğarız. Hıkkadanak geberip gidersin haberin olmaz. Kaldırma beni ayağa.  Hiçbir yerede gitmiyorum. Senden de korkmuyorum. Üç günlük ömrün var. Canımı sıkma benim. Biz ne mikroplar gördük. Evimdeyim. Çıkmıyorum. Temizim. Hijyenim. Kimseyle görüşmüyorum. Tüm sevdiklerim telefonumun ucunda. B…. bulursun beni. Hadi eyvallah. Ben uykuya…

Yorumlar

Bir yorum bırak

Diğer Bölümler