KAPLICA SEVDİ BİZİ

Evde otursan can sıkıntısı. Durmadan bak bir kutuya fenalık geliyor insana. Cep telefonu ,televizyon görmek istemiyorum artık. İkisi bir arada çok daha felaket zaten. Cebe bakarken kafanı kaldırıp televizyona bakarsan gördüğün sadece bulanık bir resim. Göz uyum mu sağlıyamıyor nedir ?Bende göz gidiyor. Tek başına tv ye baksan dizilerden bunalıma girip derin depresyona girmen an meselesi. Biri hapiste , bir başkası azılı katil , öteki kötü ana diğeri işsiz hırsız baba. Yahu bir hayatta bu kadar atraksiyon olur mu be kardeşim. Kimin eli kiminde cebinde belli değil. Biri bitiyor diğeri başlıyor. Hiç çekilesi değil.

Kış geldi biz yine evlere tıkıldık. Vallahi zaman geçmiyor. Hava soğuk. Bir dışarı çıkayım diyorsun giyinmekten helak oluyorsun. Onu da giyeyim bunu da bürüneyim derken kat kat üzerinde ağırlık. Kendini kaldıramıyorsun.

Azcık bloğuma yazı yazayım diyorum. Anlatacak şey bulurum da durmadan size “yine yazdım. Hadi bi okuyun” demek de istemiyorum. Yaz yaz oku oku nereye kadar?

Puzzle yapsam kediler parçaları kaçırıyor. Boya yapsam boya tüplerini ısırıyor. Ev ,yemek işleri zaten Döndü’de. ( Ben ona Döndülük diyorum. Yardımcımız.Aşırı komik kadın. Bir ara onu da anlatıcam size)

Bir işe yarayım birşeyler üreteyim diyorum sonra aklıma çalışırken ” bir emekli olayım hiçbir şey yapmıycam. Maloş maloş oturucam. Yeter bu güne kadar tepindiğim. ” dediğim geliyor. Kısacası kışla aram iyi degil. Hem evde sıkıntı hemde dışarıda hasta olma korkusu pek bi beter.

Bu senede hasta olmamak için her tedbiri almış durumdayım.

Bende şöyle bir durum var. Kendi başıma hasta olmuyorum. Yani karda donayım , yağmurda ıslanıp sıçan gibi olayım bende tık yok. Ne zaman ki hasta biriyle teşvik i mesaide bulunayım ben yatak döşek pert. Öyle böyle değil. Kaptığım virüse sanki on misli daha perişanlık ekleniyor. Doktorlarda sürünüp serumlarla iyileşiyorum. Çok şükür kış öncesi grip aşımı oldum. Hasta olanlara da bizim eve girmemeleri için karantina ilan ettim. Döndülüğe ” grip olursan biz açta kalsak, bitlensek de iyileşmeden sakın kapımıza gelme” talimatımı verdim. Bu güne kadar da evde ikametle çok şükür kendimi korudum.

Bu sıkıntı hallerinden sonra bizde “sokağa çıkamıyorsan tatile git” fikri doğdu. Kışın nereye gidilir? Ya kayağa ya da spaya.

Kayağa gidersem sandalyemin tekerleklerine birer kayak taksam. Zirveden kendimi aşağıya salsam bu hareketimin bana geri dönüşü kaç kırık olur diye düşündüm. Pek cazip gelmedi.

O zaman termal & spa’ ya gidelim dedik. Benim bir kuzişim var. Dayı kızı Gamze. Gezmeyi çok sever. Her yerleri bilir. Acayip tatlı ,çok becerikli bir kadındır. Annemin klonlanmış genç hali. Gamze” Yalova’da bir termal spa otele gittim. Sular çok güzeldi. Çok da yakın .”dedi. Hemen olaya atladım. ” Beraber de gidelim” dedim. Sonra ekip büyüdü. Diğer kuzişim teyze kızı Serpil, ablamlar, iki yeğenim ” bizdee” dediler. Olduk mu sekiz kişi. Tankut başımızda bir erkek ,yedi kadın. Hadi hayırlısı bakalım.

Neyse yerler ayırtıldı. Pazar sabahı trafik olmasın yola çıkalım dedik üç gün kalıp dönücez.

Nihayet geçen pazar üç araba yola çıktık. Ece’yle Gamze bizde. Serpil ablamın arabasında. Yeğenlerde kendi arabalarında. Navigasyon ablaya yazdık otelin adını “orada buluşuruz “dedik ayrıldık.

Şimdi bizim arabada durum şu; Arkada benim akülü sandalyem. Yanında üç güne değil de yıllık izne çıkmışım büyüklüğünde bavulum. Kızların çantaları ve yanımızda termosta çay , karışık tost, kek, su, kuru yemiş, biskuvi çeşitleri. Yol uzunluğu 1,5 saat bizdeki nevale miktarı 15 günlük. Neden? Olurda yolda acıkırsak acımızdan ölmeyelim diye.

Kısacası konforumuz beyde yok. Arabanın koltuklarının arkasında masalar var. Açınca bardağını tabağını koyacağın minik masalar oluyor. Arkama dönüp bir baktım çay servisi yapılmış, tostlar peçetelere sarılmış ,kekler tabaklarda sanırsın ki günümüz var. Bu arada tostları sucuklu, kaşarlı yapmışlar araba büfe gibi kokuyor. Hostes misali bana bir güzel servis yapıyorlar. Ben zaten Tankut ne kadar kızsa da arabada tıkınmaya bayılan şahsiyet ne verseler götürüyorum.

Neyse bakına konuşa, yiye içe bir baktık otelin önündeyiz.

Arabadan inicez hepimiz sucuk kokuyoruz. Lobide konuşsak millet kokudan bir seksen düşüp bayılır. Bizde sessizlik yemini edip yolda hiçbirşey yemeyen Tankut abiyi kendimize vekil ilan ederek arabadan indik.

Bell boy çocuk yanımıza geldi. Yavrumun boyu benim bavul kadar. Yaşı genç , azcıkta vücut yapmış. Eşyalarımızı üst üste arabasına doldurdu.

Tankut lobide odaları ayarlarken ablamla Serpil otele yerleşmiş biz kızlar hemen onların odasına kaçtık. Öyle mi geldiniz? Kolay mı buldunuz derken Tankut yanında bizim cep herkülü bellboy çocukla geldi kapıya. Oda kartlarımızı verdiler. Aynı koridorda yanyana odalardayız.

Kızlar ufak çantalarını alıp odalarına gitti. Cep herkülü geri kalan dağ gibi çantalara gözlerini kocaman açıp ” hepsi size miii?” diye hayretle sordu. “Her halde çocuğum. Saat başı defile yapıcam. İzle ve gör “. Yahu koca koca üç gün kalcam. Olur da lazım olur dediğim herşeyi tıktım işte bavula, çantaya . Zaten kocam yeterince söylenmiş. Birde sen kudurtma adamı başıma. Sen sadece taşı içeri gitsin be adam” dedim içimden sinirle.

Neyse” yerleşelim havuzda buluşuruz “deyip ayrıldık. Tankut’la odamıza girdik. Kocaman bir yatak. Kar gibi. Üzerinde iki bornoz. Süslü örtü. Televizyon, mini bar.Banyoya girdim minik saç kremleri, şampuanlar, sabunlar, kokulu birşeyler. En sevdigim. Tamam oda fena değil.

Bone kafalar

Giydik mayomuzu. Tankut bornozunu da giydi sanki adamın üzerinde dikilmiş gibi tam oldu. Ben giydim bornozun örttüğü tek yer iki kolum. Diğer her yer açıkta. O kadar küçük ki önünün kavuşmasına imkan yok. Çıktım koridora tam da kapıda kat görevlisi kadınla burun buruna geldik. Bana bakıp bornozun nerede olduğunu algılamaya çalışıyor. “Bu bana küçük geldi ” dedim. O da anladım zaten der gibi bakıp “size daha büyüğünü getireyim” deyip bir kapıdan içeri girdi. Elinde yeni bir bornozla gelip eğilerek bana uzattı. Bu sırada da” bundan daha büyüğü yok hanımefendi “dedi. Yani “senin boyunu hangi sulak tarlalarda uzatıp, seni hangi yemeklerle beslemişler de bu kadar büyümüşsün be kadın” demeye getirdi.

Giydim bornozu, taktım siyah boneyi kafama çıktık koridora hepimiz aynı modeliz. Kara kafalı, beyaz bornozlu insan sürüsü. Üç asansöre bölüşüp doğrudan spa bölümüne indik.

3 termal havuz var. Karışık, sadece kadınlar, sadece erkekler. Bizden başka bir Allahın kulu yok havuzlarda. Hamam, sauna, buhar odası, masaj odaları, dinlenme odaları. Birde gaz odası var. Kapısında gazla ilgili birşeyler yazıyor. Sanırım huysuz müşterileri bu odaya kapatıp sonra da otele sabun yapıyorlar. Nedir ne değildir tam bilemedim.

Ben dedim karışıga girerim. Oranın suyu çok sıcak değil. Diğer havuzlar çok sıcak hiç işim olmaz. Biliyosunuz bende sıcak su fobisi var. Olur da kaynağa falan denk gelirim. Maazallah benim için cinnet nedeni.

Neyse kızlar hep beraber girdik ılık havuza başladık cıbıldamaya. Etrafıma şöyle bir bakındım. Bir duvarda aslan başımıymış ağzımıymış neymiş hökür hökür su akıyor. Ben kuduruğum ya. Kenar kenar onun altına doğru yüzdüm. Kafayı akan suyun altına bir soktum töbe estafurullah sanki kafama taş yağıyor. Pata küte pata küte su kafama vuruyor. Allah sizi inandırsın kafama tokmakla vuruyorlar sanki. Yüzümdeki her delikten içeri su giriyor. Su o kadar bol ki gözlerimin alt kapakları bile açıldı içine su doluyor o kadar diyim size. Birde girdiğin gibi kolayca da çıkamıyorsun altından. Girdap gibi çekiyor seni canına yandığımın.

Ben aslan ağzının altında can çekişirken bizimkiler her akıllı insan gibi sakin sakin yüzüyorlar. Neyse kendimi kurtarıp yanlarına gittim. Göz kapaklarımı yerine oturtup kulağımdaki suları da çıkarınca kendime geldim.

Gamze’yle Ece buhar odasına gittiler. Bence aklı başında hiçbir insan evladı o odaya girmemeli. İçerde göz gözü görmüyor. Nefes almanın imkanı yok. En önemlisi de odada yalnız ikisi var. Benim için tam bir panik atak nedeni. Oldu da kapı kilitlendi, açılmıyor. Sende içerde tavuk gibi haşlanıyorsun. Bir eksiğin yanına doğranmış patatesle havuç. Korku filmi gibi. Hiç işim olmaz.

15 dakika sonra kapı açıldı , dumanların içinden istakoz rengi iki insan geldi. Sis dağıldı bir baktım bizimkiler. Derileri ikinci dereceden haşlak kırmızı. Sıcaktan şekerleri düşmüş yarı baygın birbirlerinin ağzına gofret sokuşturuyorlar.

Pes ettiler mi? Tabi ki hayır yine havuza girdiler ve Allah akıl fikir versin bıkmadan usanmadan oda oda havuz havuz tüm gün gezdiler.

Ben bir süre sonra sıkıldım tabi. Suda dur dur hep aynı. Zaten sıcak sudan kasların bir süre sonra jöle kıvamına geliyor. İyice gevşiyorsun. Ellerin büzüşüp, saç diplerin karıncalanıyor. Ne yapayım derken bir baktım havuzun diğer ucunda su fokurduyor. Jakuzi gibi su köpük köpük. Herşeyi deniycem ya ben. Hemen o tarafa gidip köpüklerin arasına oturdum. Anam o su beni bi dövdü bi dövdü yetmedi döndüre döndüre bi daha dövdü. Su masajıymış meğerse orası. Sanırsın biri sırtını belini yumrukluyor. Normalde orada durma süresi en fazla 15 dakikaymış. Ben dayağı sevdiğimden herhalde tam bir saat dövdürdüm durdum sulara kendimi. Laf aramızda akşamına belim budum ayrıldı gitti valla sakın denemeyin.

Neyse ben dedim bu kadar hırpalanmak bana yeter çıktım havuzdan. Bizimkileri bırakıp odaya çıktım. Akşam yemeyine buluşucaz.

Akşam oldu lobide toplaştık. Herkes sağlam gözüküyor. Suyla savaşmak insanı bir acıktırıyor sormayın. Birde açık büfe olunca bende ne diyet kaldı ne de diyetisyen. Hepimiz açlıktan ölmüşüz.

Size şöyle anlatayım. Ona değmiş, buna değmemiş, onun şekli güzelmiş öteki denenmeliymiş derken biz tüm büfeleri mideye indirdik. Sonraki üç gün ” bir daha lokma yiyemeyiz dediğimiz her öğünde yine tabak tabak götürdük. Çünkü böyle yerlerde yapıcak başka hiç birsey yok. Suya gir sudan çık ye. Bu kadar.

Ama biz çok eğlendik. Geceleri birimizin odasında toplanıp eğlencenin , gülmenin, gıybetin dibine vurduk. Kahkahalarımız oteli çınlattı. Allahtan bizim katta başka kimse yoktu. Yoksa bu yaşta oteldende kovarlardı bizi herhalde. Çok şükür herşey çok güzel gitti.

En son gün otelden ayrılırken etlerimiz pelte, derimiz şeffaf , göbeğimiz kocaman sürüne sürüne arabalarımıza binip İstanbul’ geri döndük.

Bir gün sonra herkes serildi kaldı. Benim sağ kolum tutuldu milim oynamadı. Zaten iki bacak yoktu kaplıca sevdasına koldan da olduk.

Gamze’nin kafası üşümüş ağrıdan iki gün beyni aktı.

Nüket’in çırpınmaktan dizleri gitti.

Serpil verdi sırtını jakuziye yedi dayağını şimdi etleri dökülüyor.

Kısacası bu kaplıca bize çoook yaradı arkadaşlar.

Yorumlar

Bir yorum bırak

Diğer Bölümler