Ah Makus Kaderim 5. Bölüm

 
   Bir yıl sonra. İlk doğum günüm.

 

 
 YENCEM ULEN SENİ GECELİK  ! SEN Mİ BÜYÜK BEN Mİ?
 
 
Tam bir sene evde nekahat dönemi geçirdik. Gelenler gidenler, arada küçük hastalıklar, haftada bir kutu VHS video kaset seyretmeler.En fenası da aile apartmanını kökünden sallayan  , bağırta çağırta mahalleye dinlettiğim müziklerle geçti zamanımız. 
Hiç durmadan müzik dinliyorum. Duran Duran, Dire Straits , Grease ,Wham , Prince. Ne kadar yeni albüm çıktıysa annem koşa koşa Bakırköy’e gidip alıyor bana.  O plak elime konduğu an dünyam değişiyor. Döndür döndür dinle. Sözlerini ezberle. Böğürerek söyle.
Zavallı anacımın bir kere bile ”Beynim şişti. Kapat artık şunu” dediğini bilmem. Hatta çoğunun sözlerini ezberlemişliği bile vardır.
Evde sıkılmayım , kafamı da bozmayım diye her gün birileri geliyor. Teyzem mercimek köftesi,yengem portakallı kurabiye, Gülsen teyzem hem köfte patates hemde Beyaz Dizi kitap getiriyor. Çok yiyemesem de yanaklarım dolmaya başladı. Kitaplarsa efsane. Milletin aşk hikayeleri içinde dolanıp duruyorum. Her gün bir kitap bitiriyorum.Beyniniz çalışsın istemiyorsanız süper işe yarıyor.
Bu arada ortasına bomba düşen aile hayatımızı toparlamaya çalışıyoruz. Kazadan önce annemle babam sosyal hayatları hareketli, çevreleri geniş, gezmeyi, eğlenmeyi seven bir çiftti.
 Annem çok kitap okur,her konuda biraz bilgi sahibi olmayı severdi. Her perşembe arkadaşlarıyla toplanır kağıt oynar, eğlenirlerdi.
Babam önce futbol oynar sonrada tüm ekip yemeye giderlerdi. İkisi de aktif, hayatın içinde insanlardı.
Her şeyden vazgeçtiler. Tüm gün önce benimle arta kalan zamanlarda da ablalarımla ilgileniyor ,kendileri için hiçbir şey yapmıyorlardı.
Benimle birlikte hepimiz yeniden hayata tutunmak için güzel bir başlangıç yaptık.
Anneme zorla makyaj yaptırmaya başladık. Babamla tiyatrolara, yemeklere yolladık. Ablalarım da bana bakmayı, ihtiyaçlarımı karşılamayı öğrendiler.
Bir gece annemle babam dışarı çıktılar. Teyzemin kızı  Serpil ve iki ablam yanımdalar. Ben yatakta yatıyorum. Onlarda başımda televizyon seyredip eğleniyoruz.
 Benden önce guruldama sesleri geldi . Sonra düdük gibi bir şeyler öttü. En son korkunç bir koku sardı etrafı.  Yorganı açmamızla üzerinize afiyet ben bir cırcır olmuşum, Türkiye lağımının üçte ikisi benim  yatakta. Çeşit çeşit ilaç yutuyorum . Hepsi ortaya karışık laksatif bir etki yapıp, işi toptan halletmişler.
Üç kız hayatlarında oynamadıkları kadar bokla oynayıp, öğüre böğüre beni temizlediler. İşin garibi biz çok eğlendik. Sanırım sinir bozukluğundan olsa gerek o kadar çok da güldük ki az kalsın onlar da altlarına kaçıracaklardı. Allah’tan altın vuruş yapıp bir defada işi bitirmişim. Çok şükür  gecenin devamı olaysız geçti.
Küçük bir not düşmek isterim;
Etrafımda öyle muhteşem insanlar vardı ki, hiçbir zaman beni ne suçladılar ne de benden sevgilerini esirgediler.Hepsini ayrı seviyorum.
 Bu arada her ziyaretime gelen duyduğu bir hikayeyi anlatıyor.
 Adamın biri benim gibi kaza geçirmiş. Oturmuş oturmuş, tam on sene sonra birden ayağa kalkmış,yürümüş. Başka bir kız ayağa kalkmak için o kadar ıkınmış ki bir bakmış ayakta duruyor ama yürüyemiyormuş. Allahtan ümit kesilmezmiş. Doktorlar ne bilecekmiş. Benim de tek sorunum boynumdaki sinirlerin zarar görmesiymiş. En fazla beş sene içinde buna da çare bulunurmuş. O zamana kadar moralimi iyi tutmalıymışım’’.vs vs. 
Bu beş seneler hiç bitmedi . Her sene ” Önümüzdeki 5 seneyi bekle” diye bir yenisi eklendi.
Zor günler geçiriyorum. Ölemiyorum ama böylede yaşamak olmuyor. İnsanlara muhtacım. Sadece nefes alıp ,konuşuyor, durmadan hasta oluyorum. İçimde büyük bir hırs var. Kimseye eziyet etmek istemiyorum. Bağımlı yaşamak beni daha çok hasta ediyor. Belli etmiyorum ama içim çok yaralı.
Bir gece yemekten sonra tüm aile  oturuyoruz. Herkese “Ben odama gidiyorum. Ben çağırana kadar da sakın gelmeyin”dedim. 
Annem telaşlandı. ” Pijamamı kendim giyicem , telaşlanma” dedim. Odama girdim. Allah sizi inandırsın tam bir saatte sadece üzerimdeki kıyafetleri çıkartıp geceliğimi giyebildim. Çok yoruldum. Kan ter içinde kaldım ama sonunda zafer benim oldu.
 Hayatımın geri kalan zamanında herşeyi mücadeleyle, çok zor elde ettim. Pes etmedim. Sonunda hep ben kazandım.
Bugün ki bağımsız Deniz’i yaratmamın temellerini ben  o gece attım.
                 
                                                   MERAKLI MİLLET BAŞA BELA
 
Bizimkiler hafta sonları beni arabaya atıp dışarı çıkartıyorlar. Bense lokantalara veya kalabalık yerlere gitmek istemiyorum. Herkes bana bakıyor ama gerçekten bakıyor. Bizim millet çok sever acımayı. Ah’ları vah’ları, pek de güzelmiş, ne oldu yavrum sana’ları hiç bitmez.Herkes birbirinin özel hayatına öyle meraklıdır ki ,sormayı kendilerine hak görürler.
Çocuğum. Daha kendimin kabul edemediği gerçeklerin yüzüme vurulmasını kaldıramıyorum. Hep insanlardan kaçmak istiyorum. Birde izin verseler, tüm gözler üzerimde.
O zamanlar bu meraklılarla başedebilmek için kendimce bir yol buldum. Görmüyordum. Bakmıyordum. Girdiğim kalabalıklarda  kimseyle ilgilenmiyor, onları yok sayıyordum.
Ailem benden daha çabuk olanları kabul etti. Normal hayata dönmem için bazen seve seve bazen zorla istediklerini yaptırdılar. Beni yine hayatın içine katmayı kendilerine hedef belirlediler.
 
      ŞEYH  ELLEDİ BENİ, ÜSTÜNE KÖMÜR YEDİM ,YUMURTA İÇTİM
 
 
Bu arada bizim evi şifacılar bastı. Bizim Türk milletinde  böyle bir huy var. Hastalık veya sakatlık durumlarında herkesin kafasından kurtarıcı bir fikir çıkar. 
Bilmem nerenin boklu deresinden  üç bardak su içersen ayağa kalkarsın. Alt köyün hocası seni bir okusun iki de muska yazıp, suratına üflesin bir aya kalmaz ayaktasın. Bizim yenge kızı kötürümdü. Balıklı göle götürüp çocuğu azcık balıklara yedirdik. Allah seni inandırsın çocuk şimdi rekora koşuyor vs. vs.  Bitmez bu hikayelerin sonu.
Bizim de bir akrabamız var.  Kadıncağız tutturdu “Deniz’i bizim şeyhe götürücem, bak hemen yürüyecek “diye. 
Biz pek inanmayız böyle şeylere . Modern tıp dışında pek araştırmayız  da. Allaha sığınır, bize ne nasip ettiyse onu yaşarız.
Yok diyoruz ama teyze çok ısrarcı. ” Ben gelip sizi alıcam, itiraz istemiyorum” diyor. 
Annem “Gönlü olsun kızım. Gidelim bari” dedi.
Ertesi gün aldı bizi çıktık yola. Bizi şeyhinin ve müritlerinin yaşadığı eve götürüyor. Sonunda eve geldik ama ben buna ev dersem ağzıma ıslak terlikle vursunlar. 
 Büyük bir bahçe içinde süper lüks bir villa. Elini uzatsan gemileri tutacağın bir boğaz manzarası. Yok böyle bir ihtişam. Burada herkesin şeyh olası gelir o kadar diyim size. Her yerde başörtülü,uzun elbiseli  insanlar var . Evde mobilya yok. Yerlerde halılar, kadınlar oraya buraya uzanmış, sohbet ediyorlar.
Akrabamız ‘’Şeyhime haber yolladım birazdan gelip sizi görecek ‘’ dedi. Biz başladık bekleşmeye. Yarım saat sonra üst kat merdivenlerinde bir haraketlenme oldu. Herkeste bir telaş ‘’Şeyh Efendi geliyor’’diye  toparlanıyorlar.
Ne zaman ki adam benim bakış açıma girdi. Ben korkudan sıçtım. 
Bembeyaz giyinmiş. Kafasında koca bir sarık. Saç sakal kar beyaz. Çok yaşlı bir adam ama sana bir bakıyor, sürmeli kocaman gözleri sanki yirmi yaşında bir delikanlıya ait. Sanırsın X-Ray. İçini görüyor. O an senin ruhun bedeninden çıkıp dört nala kaçıyor zaten. Yürümeye ne hacet.
Bana baka baka yanıma geldi. Buruşuk elini kafama koydu. Yanında genç bir adam elinde kağıt kalem şeyhin Arapça dediklerini not ediyor. Şeyh başladı fısıldaya fısıldaya bir şeyler yazdırmaya. Bana kal geldi.  Töbe estağfirullah bu dededen bana Allah korusun üç harfli falan bulaşır mı onun derdindeyim. Derler ya böyle insanların etrafları habercilerle doludur. Her şeyi görür, önceden bilirler diye. Beynim yandı, bekliyorum ki elini kafamdan çeksin.
Biraz sonra şeyh de , yardımcısı da gitti. Bize ” Bekleyin” dediler. Akrabamıza soruyorum “Ne bekliyoruz ?” diye “Reçete” diyor. Bu adam ilaçtan ne anlar derken reçete geldi. 
Aynen şöyle;
”Hergün bolca yeşil, olmamış domates. Dörde kesilip yenecek. 
Ekte size verdiğimiz toz kömüre bir çiğ yumurta kırılıp,sütle  karıştırılıp içilecek. 
 Şu ve bu dualar okunacak. Allahın izniyle altı ay sonra ayaktasınız. ”diye yazılı.
Verdiler elimize kömürümüzü, uğurlar olsun deyip koydular bizi kapının önüne.
Şimdi çok şaşıracaksınız ama ben bu reçeteyi yaptım. Biraz akrabaya ayıp olmasın, birazda umut dünyası, vardır bir hikmeti diye o kömüre yumurtayı kırıp öğüre böğüre içtim.Yalan yok. Yeşil domateste çok fire verdim . Buradan Şeyh beye bir şey demek istemiyorum ama domatesin kırmızısını yeseydim, yeşil olayına hiç girmeseydik olmaz mıydı? Valla yutulacak gibi değildi. 
Altı ay sonra değil ayağa kalkmak, yumurta içmekten aldığım kilolarla kıçım o kadar büyüdü ki iyice sandalyeme yapıştım kaldım. Kısaca şeyh bana çok iyi geldi. Allah razı olsun.
               
                                                             RÜYAMDA GÖRDÜM VALLA YÜRÜYOSUN
 
 
Bana şifa arama çalışmaları  hiç   bitmedi. Ablamın üst komşunun kocası çok hastaymış. Bio enerjici Rus bir kadın on senedir kadının kocasına şifa veriyormuş. Adam çok iyiymiş. Bastonları falan atmış, koşuyormuş. Tutturmuş kardeşini de götürelim diye. Ablam en sonunda o kadar bunalmış ki bana söyledi.
Ben komşunun kocasını tesadüfen gördüm . Size şöyle anlatayım.
 Adam seksen yaşlarında falan. O kadar sağlıklı ki durduğu yerde elinde baston ,yaprak gibi titriyor. Nerdeyse öldü ölecek. Hatta bir gözü toprağa düşmüş  geri kalanını bekliyor. Nasıl becerdiyse bio teyzenin onu iyi etmiş hali buymuş işte. 
Bio enerji olayına uzak değilimdir. Her maddenin  ve bedenin enerjisi olduğuna inanırım. Kadından hiçbir beklentim olmamasına rağmen “gidelim “dedim. 
Bio teyzenin giriş katı evine gittik. Beni bir masaya yatırdı. Başladı orama burama masaj yapmaya. Bu arada da anlatıyor “Ben çocuktum. Ölü bir istavriti elime aldım. Enerjimle canlandırdım. Kıpır kıpır oynadı.Bende suya attım. Balık bastı gitti. O zaman anladım bende voltaj voltaj enerji var.  “ 
Bende birden bir aydınlanma oldu.”Aman ne güzel benim istavritleri de canlandır o zaman “dedim. Kadına on  seans gittim. Her seans parasını da peşin ödedim. Enerjiyi boş verin ama Allah için süper masaj yapıyordu. Ayak ucunuzdan başlıyor, ılık aromalı yağlarla kafanızdan çıkıyordu.
Son seans bana dedi ki “Seni rüyamda gördüm. Benim rüyalarım çıkar. Yürüyüp ,koşuyordun. Bana külliyetli bir rakam daha verirsen on beş gün sonra ayaktasın.” 
Allah sizi inandırsın birden bacaklarıma can geldi.”Ben o rakama küçük bir Avrupa turu yapar , mutluluktan koşa koşa evime dönerim hanım teyze. Sen merak etme” dedim . Aldım son  enerjimi de geldim evime.
Sonraları bu teyzeyi televizyonda gördüm. Bir solisyon bulmuş. Kel kafana sürersen saç çıkarıyor. Aynı şeyi orman olmuş bacağına sürersen de kılları döküyormuş. Ne akıllı solisyon nereye sürüldüğünü bilip ona göre tavır alıyor maşallah deyip, kendisini tebrik edip geçtim gitti.
   
                                                                        KAÇ AYAK YUTTUM ALLAH BİLİR
 
 
Annem paça suyuna kafayı takmış. “Kızım içinde jelatin varmış. Kırk gün kür yapıp , her akşam bir bardak içersen kemiklerin çok kuvvetlenecekmiş” diyor. 
Doğrudur. Mutlaka faydası vardır da kırk gün be kardeşim. Zaten  sakatat olayından hiç haz etmem. Olacak iş değil.  Aklım başıma geldiğimden beri paçaya, işkembeye, kokoreçe çok uzağım.
Lan oğlum insan bir hayvanın ayağını, boklu bağırsağını, içinde zavallının son yemeğiyle dolu midesini ,en kötüsü de üreme toplarını  yer mi ya?
Yer!  Hem de ana hatırına her şeyi yer. Dile kolay tam kırk gün her yemekten sonra bir  bardak ılık paça suyu içtim. 
Annem “Yüzüne renk geldi, devam etsek mi? “dedi .”Orda dur! “dedim. “Damarlarımdan kan yerine paça suyu akıyor. Tenim teke gibi kokuyor. O yüzümdeki de renk değil derim post kıvamına geldi ondandır” dedim. 
Allahtan annem insafa geldi, bu işten vazgeçtik. Bende insanlığıma geri döndüm.

Sonunda abidik gubidik şeyleri yedirerek beni ayağa kaldıramıyacaklarını anlayan şifacı teyzeler kömürlü çiğ yumurta, dalında yeşil domates, taze kesilmiş koyun bacağından sonra yeni bir fikirle gelmemeye karar verdiler. Bende  kurtuldum.

 

        
         ORTAOKUL BANA EN BÜYÜK EZİYET SENSİN,YIKIL KARŞIMDAN 
 
        Okul zamanı geliyor. Bizimkiler harıl harıl düz ayak okul arıyorlar. Ben kesinlikle gitmek istemiyorum. Ağlıyorum ,duygu sömürüsü yapıyorum, inat ediyorum. Asla kabul etmiyorlar.
 ”Kazadan önce okulumun bir numarası bendim. Herkes bana özenir,benimle arkadaş olmak için bin takla atardı. Şimdi bu halde çocukların arasına nasıl karışacam?. Ben kendimi kabul edemezken ,onlara bu halimi nasıl  kabul ettirecem? ”diyorum. Tabi kimse beni dinlemiyor.
 “Okuyacaksın ” deyip son noktayı koydular.
Babam Zuhurat baba’da yine akıl hastanesine bakan bir ortaokul buldu .  Ben size diyorum bu akıl hastaneleri beni çekiyor diye inanmıyorsunuz. 
Eğitim hayatımın yarısı delilere bakarak geçti. Sizce bana bir etkisi olmamış olabilir mi? Kesinlikle bulaştı bana. Ben yarı deliyim.
Dümdüz girişli, ev gibi 3 katlı , küçük bir okul. Okulun tuvaletleri alaturka. Babam ben  rahat oturayım diye tekini alafranga yaptırdı. Masa şeklinde sıramda yaptırıldı hazır . Önlükler de alındı.Babam dinlenmem için  müdürün odasına küçük bir yatakta koyacaktı ki annem onu durdurdu. 
Okul sabahı giydik kara önlüğü, taktık beyaz yakayı, tokaladık saçı okula gittik.
Koydular beni bir sınıfa. Orta üçe gidicem. Sınıfta tek başıma oturuyorum. Kapı açıldı . Millet içeri giriyor. Bana bakan geçiyor, sırasına gidiyor. Kimsenin umurunda değilim.” Sana ne olmuş” ilgisi yok. 
Arkamda oturan kızlar “Merhaba ,hoş geldin” deyip kendilerini tanıttılar. Bende kendimi tanıttım ve sonraki bir yıl biz dört kız ve sınıftaki tüm fırlama arkadaşlarım beni de aralarına alıp ne maceralara karıştık. Nasıl disiplinlere gittik ? Nasıl tüm sınıf okul kırdık.? 1 Nisan şakası sınıf boşaltıcaz diye kütüphanede kilitli kaldık. Koridorlarda beni ittire kaktıra kaçırdılar. Ne eğlendik. Anlatılmaz yaşanır. Hepsini sonsuz seviyorum.
            
                                                                    SOSYAL YIKIM HOCASI TAKTI BİZE
Birgün sosyal dersinin kadın hocası derse girdi.Bizimkilerden birisi vallahi hala kim olduğunu bilmiyorum. Hocanın sandalyesine iğne koymuş.Kadının oturmasıyla cırlaması bir oldu. Sonra zaten özünde korkunç olan kadın gitti yerine bir canavar geldi. Nasıl saydırıyor, nasıl bağırıyor anlatamam. Okul temellerinden bir yükseldi sonra yine yerine oturdu. Müdür, diğer hocalar hepsi doluştu sınıfa.
 Kadın böğür böğür ağlıyor. Ya kıçıma batsaydı,ya iğne kırılsaydı  ya kalbime gitseydi ,ya ölseydim. Yaaları bitmiyor kardesim kadının.
 Aslında  haklıydı. Dediği her şey normal bir insan için olabilirdi  ama bu kadın için kesinlikle olabilecek bir senaryo değildi. Kadının kıçı o kadar büyüktü ki hadi iğne battı kırıldı diyelim. Yolunu bulup kalbine gidene kadar ömrü zaten yetmezdi. Hadi kalbe de battı diyelim. Zaten kalpsiz cadının birisi olduğu için hangi kalbi bulacak da saplanacak  derdim. 
Kısaca kötülere birsey olmaz… desem çok mu abartmış olurum diycem ama cadının  bana eziyeti bitmedi gitti. Bu kadar lafı da hak etti.
Kadın tutturdu. “Deniz teneffüslere çıkmıyor. Sınıfta kalıyor. İğneyi kim sıraya koymuşsa ,o görmüştür. Ona sorun “diye . Kabak benim başıma patladı.
Müdür odasına çağırıyor, sorguluyor. Yardımcısı ayrı sorguluyor. Babama kadar telefonlar edildi. Yoksa Deniz mi yaptırdı ? ya kadar geldi  iş. Nerdeyse Deniz kalktı ayağa taktı iğneyi sonra oturdu sandalyesine diycekler. Sonuçta ben ispiyoncu olmadığımdan sınıfça disipline verildik .Bu kadar patırtıya rağmen ceza da almadık.
 Aradan seneler geçti. Her kim ise “Ben yaptım” deyip, ortaya çıkarak beni bu dertten kurtarmayan arkadaşıma buradan “helal olsun” diyorum.
 
                                

                                                 Arzu& İpek&Deniz&Yasemin2017

                                                    
                                                                                                     LİSE LİSTEMDE YOKTU          
 
Ortaokul bitti. Bu sefer lise peşine düştüler. Bahçelievler’de bir lise buldu babam. Kocaman okul. Müdürlerle konuşuldu. Girişteki iki basamağa rampa yaptırıldı. Benim uzun masam yine sınıfa kondu.Yeni forma alındı.Kara önlükten sonra pek bi havalı. Cebi armalı lacivert ceket, gri etek, mavi gömlek ve boynumuza da ince lacivert kurdele.
Yaz bitti okul başladı. Sabahcıyım. Sabah ezanıyla uyanıyoruz .Bana en büyük eziyet sıcak yataktan kalkıp buz gibi sokağa çıkmak. Karanlık sokaklarda annemle düşüyoruz yollara.Öğlen eve geliyorum.
Arkadaşlarım çok iyiler. Okulun ilk günü kapıdan bir kız girdi.Adı Yasemin. Masmavi kocaman gözleri var. Saçları sarı,yandan iki tane örmüş. Ufak tefek .O kadar şirin ve güler yüzlü ki kızın saflığından utanıp  kendini sorguluyorsun.Şansıma bu talih kuşu gelip benim omzuma kondu. Üç sene çekti yanıma bir sandalye benim sırada yanyana oturduk.Bana annelik yaptı.Her ihtiyacıma yetişti. Zamanla bende onun huyunu bozdum. Benimle kopya çekti, derste konuştu .Her zaman ”Ay bak şimdi…” ile başlayan kötü cümleler bile kurdu.
İpek,Alev,Arzu,Hülya …Bizim arka sıraların elemanları. Hepsi dünya tatlısı kızlardı. George Michael’a aşık olduk. Hatıra defterleri tuttuk, şarkılar söyledik, gıybetin dibine vurduk. Biz birbirimizi çok sevdik.
O sene şansımıza Türkiye’ye Almancı ailelerin akını oldu. Tasını tabağını toplayan memlekete geri döndü. Bizim sınıfta altı Almancı var. Bazıları az Türkçe biliyor. Kırk kişilik sınıfta doksan üç kişi okuyoruz. Benim masamda dört kişi olduk. Dip dibe ,o kadar samimiyiz ki bazen kendi defterimizdeki satırı bitirip yan deftere geçtiğimiz bile oluyordu. Valla abartmıyorum!
 Geçen sene üstten kalan tüm öğrencileri bizim sınıfa vermişler. Hepsi o kadar tembel ve fırlama ki  atraksiyon yaşanmadık ders geçmiyor. Nerde çokluk orda bokluk derler ya .Bizde tam tersi oldu. Öyle bir rahat kopya çekiyor , öyle rahat kağıt değiştiriyoruz ki hocalar bile bu kadar kalabalıkta kopya çekmeyin demeye utanıyorlar. Bende tüm kopyalar masanın üzerinde mincik mincik yazılı ama dışardan baktığında çok saf ,inek bir öğrenciyim. Birde sıranın en önündeyim. Hocanın masasıyla burun burunayız. Ellerimizi uzatsak tutuşuruz. O kadar samimiyiz.Her sınav biran önce soruları cevaplar sonra kağıdı arka sıralara yollardık. Nasıl becerirdik. Allah yardım ederdi işte.
Seneler sonra biz yine bulduk birbirimizi.Kocaman kadınlar olmuşuz ama kafa yaşı  aynı. Çoluk çocukları olmuş. Sanki hiç ayrılmamışız. Aynı sohbet, aynı şamata.Yine sarıldık birbirimize.Çocukluğumuzdaki kader birliğimizi bugüne taşıdık.
       
                         ÖNCE BÜTÜNLEYİP SONRA HARCADILAR BENİ
Hayatımda ilk kez bir dersten bütünlemeye kaldım. Matematik. Hocamız emekliliğine az kalmış, apak saçlı, tonton, kalp hastası bir ihtiyardı. Tahtaya yazdırmaz,’’Tebeşir beni tıkıyor’’ derdi. Bizde onu tıkamayalım diye sesimizi çıkartmazdık. Sanki çok şey öğretiyor gibi bir de kazık sorardı ki sanki matematik alimiyiz  . O sene tüm sınıf matematikten çaktık.
Okul bitti, yaz geldi. Ben tek dersten  bütünlemeye kaldım. Yazlıkta altı yedi dersten kalmış veletler sahilde oynuyor ben evde Allah’ın sıcağında özel hocadan matematik dersi alıyorum. Hadi ben geri zekalıyım bilmiyorum. Etrafımdaki onca arkadaşımda demiyor ki’’ Geçemesen bile tek dersi kurul veriyor. Sınıfta kalmazsın.’’ diye.
O yaz burnumdan geldi.Beni sıcak odalarda ineklerken bırakıp kendileri denizde yüzen tüm arkadaşlarımı da buradan kınıyorum.
           
                                       ACILARIN ÇOCUĞUNA HAYAT DERSİ
Aynı yaz ben matematik dahisi olup sınıf geçicem diye tepişirken yazlıktan bir ablamız bana geldi. 
”Deniz bir arkadaşımın komşusunun oğlu var. Havuza atlayıp boynunu kırdı. Oda  senin gibi sandalyede ama sen çok neşeli ve hayata bağlısın. Seni ona götürmemi kabul eder misin? Belki biraz hayata  tutunur ”dedi..
”Ay gidelim elime mi yapışır.” dedim. Yapıştı. Bindik arabaya çıktık yola. Gittik evlerine . Kapıyı bize  perişan bir anne açtı. Sanki kadına hiç durmadan temizlik yaptırmışsın arada da evire çevire bi güzel dövmüşsün.Hiç taranmamış şaçlara bir toka tutturmuş. Dokunsan devrilecek kadar yorgun, sinir falan kalmamış kadında.  Salonda tekerlekli sandalyede uzun boylu on sekiz yaşlarında bir oğlan oturuyor. Pırıl pırıl temiz. Benim gibi eli kolu yamuk ama iyi gözüküyor.
Meğerse bu çocuğun tek işi başına bu işler geldi diye yirmi dört saat ailesine eziyet etmekmiş. Annesi banyo yapmak için bile  oğlundan izin alır, hatta yanında dursun diye komşusunu çağırırmış. Babaları  fabrikatör. Kapıda bir engelli  minibüsü, evlerinde en pahalısından rengarenk tekerlekli sandalyeler yanyana dizili. Neymiş bizim oğlan renklerini sevmiyormuş, yenisini alıyorlarmış.
Ben bunları duydum. ”Bir gelsene içeri bakim sen” dedim. Tam kanını akıtıcaktım ki kendime geldim. Bütün kibarlığımla ” Neden böyle yapıyorsun? ” diye sorduğumda ”Bu geçici bir dönem , ailemde benimle birlikte bu acıyı çekecek. Ayağa kalktığımda herşey düzelecek.” dedi.
 ”Lan oğlum ne geçici durumu bayağı kalıcı bir durumdayız. Ne diyon  sen?” diyecektim Çok ileri gitme Deniz deyip sustum. Sonra feleğin çemberinden geçmiş, savaş ,yokluk görmüş, nirvanaya ulaşmış alim nine edasıyla ona şöyle dedim.
”Bak . Bu başımıza gelen kimsenin suçu değil . Onlarda bizimle birlikte acı çekiyor.Oysa ki  hiçbirinin senin sakat kalmanda bir suçu yok. Bizi sağlam yapmışlar, biz kendimizi bozmuşuz. Bu durumunu kabul etmezsen hayat sana çok zor geçecek. İnşallah bir gün iyileşirsin ama o güne kadar hayat hala çok güzel. Kendine bir uğraş bul. Okuluna geri dön. Hayata tutun  ”dedim.
Sonraki günler biz çok görüştük. Bir yılbaşını beraber kutladık. Arkadaşları onu arabaya atıp sık sık bize getirdiler. Beraber yemeklere gittik.
Malesef o kadar zaman geçti ,ben onun karamsarlığını kıramadım.Ben onu yukarı çıkartayım derken ,o beni dibe çekmeye başladı.
Birgün yine sohbet ederken ”Bu sandalyenin daha hafifi de varmış ,bu seferde onu aldırıcam ” dedi .” Oldu yavrum görüşürüz ”deyip ben kaçtım. Herkes kendi kaderini kendi çizer. Çok da zorlamamak lazım dedim.Bir daha da görmedim kendisini.
O sıralar çok düşündüm

İnsan sevdiklerine eziyet eder mi?  Buna hakkım var mı?

Bir arkadaşımın sorusu geldi aklıma  ”Deniz ben senin yerinde olsam asla böyle yaşayamaz, kendimi öldürürdüm. Sen nasıl böyle hayata bağlı kalabiliyorsun? Çok cesur bir soruydu. Bende çok net bir cevap verdim.” Sevdiklerim beni yaşatmak için o kadar uğrastılar ki, onlara bunu yapamazdım.Böyle bir şeyi düşünmedim bile ‘’ dedim.
 Ölmek çok kolay. Kafaya koyan herkes bunu yapabilir. Esas maharet yaşamak ve bu yaşamdan zevk alabilecek şeyler yapmaktır. Bir gün hepimiz ölücez. Kimseyi ayakta gömmüyorlar. Bende oturuyorum, yarı yaklaşmışım  işte. Hiçbir şeyi fazla kafaya takmaya gerek yok.Hayat her şekilde güzel.
 

Yorumlar

  1. esra 31 Ocak 2018 at 15:57

    harikasın deniiiiiz… 🙂 🙂 Sanki kadına hiç durmadan temizlik yaptırmışsın arada da evire çevire bi güzel dövmüşsün. koptum buna 🙂

Bir yorum bırak

E-mail adresin paylaşılmayacak, gerekli alanlar * ile işaretli

Diğer Bölümler