Ah Makus Kaderim 9. Bölüm

Her atraksiyonu da yaparım maşallah

 

                    
   BENİ MAÇ ARASI İSTEDİLER.
Annem pek bir dertli. Benim evlenmek istememi kafasında bir yerlere koyamıyor bir türlü. Nüket’ le konuşmuş. ‘’Deniz evlenmek istiyor ne yapıcaz ? Ya mutlu olamazsa? Boşanırsa? Bu kızın psikolojisini nasıl düzgün tutucaz? O üzülürse biz kahroluruz.” diye dertlenmiş. Ablam da sağolsun “Kimin evliliği garantide ki anne? Hepimizin başına gelebilir. Bir fırsat ver oda sevdiğiyle evliliği yaşasın’’ demiş. Allah ondan razı olsun. Bu gün ki mutluluğumun ilk desteğini ablamdan almışım.
Annemle babam onaylayınca 30 ekim’de yaşgünümün olduğu gün beni istemeye gelsinler diye haber yolladık ailesine.
Tankut’la acele etmeden , kimseyi üzmeden, sakin sakin evlilik kararını almış olduk. Çok rahatladık. 
Büyük depremde  zarar gören Yesilyurt’daki evimizde tadilat var. Evi ustalar basmış. İstanbul’a dönemiyoruz.  Kumburgaz’daki yazlıkta kalıyoruz.
Günler geçti. Hem isteme  hemde nişan günü geldi. Sadece annem babam ,ablalarım ,enişteler ve Tankut’un babası ve abisi var.
           Bir acayip oldu benim istenmem zaten.

           Aileler ilk defa tanışıcaklar. Çok heyecanlıyım. Babam artık 3. kızı vericek olmasının rahatlığıyla herhalde bu olaylara o kadar alışmış ki televizyonun karşısına ziyafet sofrası kurdurup “Gelsinler kızım. Önce yemek yer sonra hep beraber  Fenerbahçe maçını seyrederiz” dedi. O an bayılmışım. Hafızam silinmiş. Allah sizi inandırsın  ben o eski ben değilim. Işığa doğru gidiyorum. ” Ne maçı baba yaa. Ben evleniyorum” diyecektim ki. Kapı çaldı. Geldiler.

          Üç erkek takım elbiselerini giymişler, acayip şıklar. Tankut ‘un elinde kocaman bir çiçek.  Abisinde süslü püslü bir çikolata . İçeri  buyur ettik. Sonra acayip birşeyler oldu. Ortam bir neşelendi. Sanırsınız babalar 40 yıllık dost. Sohbetler, muhabbetler, yemekler, maç kritikleri derken devre arası oldu. Beni istediler.
         Hayalimde babamın ” Tamam. Verdim kızı gitti. Maçın ikinci yarısı başlıyor. Skor ne olur dünür?” demesini beklerken, ortam ağırlaştı birden.
         Tankut’un babası uzun, güzel bir konuşma yaptı. Bana olan sevgilerinden bahsetti. Kendi eşini yakın zamanda kaybetmenin hüznüyle beni istedi. Babam aşk adamı ya ” Gençler birbirini sevmiş, artık Tankut’ ta benim oğlum.  Hayırlı olsun” dedi. Verdi beni gitti.
            Tek taşımla, alyans takıldı.  Eller öpüldü. Bu arada heyecandan kahve yapmayı unuttuk. Çayla kalp şeklinde pasta kestik. Resimler çekilmeye başlandı. Ben yüzsüz gelin hemen Tankut,un babasına ‘’babacım gel şöyle otur ,babacım gel resim çekelim’’ diye olayı yalakalıkta bir numaraya taşıyıp geceyi bitirdim.
          Tankut’sa tüm gece yerdeki halının düğümlerini saydı. O kadar utandı, sıkıldı ki herkes gece boyunca sadece damadın kafasının tepesini gördü. Neyse kazasız belasız bu işide bitirdik. Artık nişanlıyım.
 

 

                                                                            ŞOK ŞOK ŞOK. VALLA NİŞANLANMIŞ!
Benim nişan haberim etrafta bomba etkisi yarattı. Herkeste bir merak. Senede bir kere bile aşağıya inmeyen anneler, komşular yanlarına tüm sülalerini hatta hizmetçilerini bile alıp nişanlımı görmeye havuz başına geldiler. Sandalyelere dizilip, bizi karşılarına alıp güya sohbet , sorguya çektiler. 
Sonuç olarak şuna karar vermişler. “Bu çocuk kapı gibi, yakışıklı, eli yüzü düzgün. Bu kız bu çocuğu nasıl elinde tutacak?’’ a bağlamışlar olayı.
        İşin ilginç tarafı bunu yüzüme de söylediler. Elinde tutma olayının ne olduğunu ben bilmiyorum. Adamın içinde varsa seni aldatmak ve ya gitmek. Ağzınla kuş tutsan vazgeçiremezsin zaten. En çok da ” Biz bir elmanın iki yarısıyız. Herşeyi beraber yaparız” muhabbetleri bana çok saçma gelir. Ben yarım elma falan değilim kardeşim. Tapusu bana ait kişiliksiz kocayla da işim olmaz. Hayatına ben giriyorum diye ne arkadaşlarından, ne hobilerinden, ne de başka birşeyden, en önemlisi de asla  kendinden vazgeçmesini istemem. Benim gözümde evlilik bir arada geçirdiğin zamanın kalitesiyle anlam kazanır. Kimse mutlu olduğu yerden kaçmaz diye düşünürüm. Sonra sakinleşip söylenenlere güldüm geçtim.
                                    
CİDDİ CİDDİ EV DÖŞÜYORUM
Tankut’un bir evi var Yeşilköy’de. 70 metre kare küçücük bir ev. ” Burası çok küçük, istersen başka bir yer bakalım. Maddi bir sıkıntımız yok. Nerede ,ne istersen alalım.İstersen ev kiralayalım” diyor. Ben daha önce hiç kirada oturmadım. Etrafımızdaki kiracı tanıdıklarımızın “Kiracılık zor. Çivi çakamazsın. Ay dediğin hemen gelir” muhabbetleri aklımda. Acayip tırsıyorum.
Ben diyorum ki ‘’Kirada oturmayalım. Küçük olması önemli değil. Bu evde yüksek bahçe katı. Kapıya bir rampa yaptıralım, bu evde oturalım.”  
Sonunda biz eve karar verdik. Bahçe merdivenine rampa yaptırdık. Evin içi için alışverişler başladı. Kenarda çeyiz namına bir iğnem yok. Evlenmiycem ya annemin ablamlar için tepeleme hazırladıgı çeyizlerden Allah için bende bir bohça bile yok. 
Tankut tedirgin. Erkek tarafı ne yapar ne eder bilmiyor. Annesini kaybettiginden soracak kimsesi de yok. Bir gün oturduk karşılıklı ben anlattım ,o dinledi. 
‘’Aşkım tedirgin olma dedim. Ben tüm adetlerden feragat ediyorum.  Bohça falan da istemiyorum. Kimseyi yanına alıp da don gömlek peşinde koşma. Hiçbirine gerek yok. Erkek tarafına düşen eşyaları da ben seçerim. Sen parasını öder, alırsın ’’ Adam bir rahatladı. Saldı kendini. Benim dilim çıktı, beynim patladı. Haberi olmadı.
Eşyadan anlamam, dekorasyon zevkim hiç yoktur. Ablalarım ve annem yardım etmese evi panayır gibi döşerim o kadar deyim size. Bizim Agir abinin bir arkadası varmıs. Avcılarda mobilyacıymıs. Bize oranın adresini verdi. Annem babam Tankut ben atladık arabaya gittik. Köşebaşında, karanlık acayip bir yer. Girdik içeri yatak odaları aşagıda dediler. Depo gibi bir yere indirdiler beni.
O zamanlar bu kadar modern mobilyalar yok. Klasik bir mobilyayı beğendim. Tam iyice bakıcam, elektrikler gitti. Bir yatak odasina bu güzelmiş dedim. Sonra o karanlıkta gerizekalı  ben yemek odası, koltuk, büfede beğendim. Salağın en önde gideniyim ya babam” biraz beklesek, başka yerlere de baksak” diyor. Ben biran önce bitsin kurtulayım derdindeyim. O mobılyaların hepsini aldırdım ben. Bu elektrik olayıda sahteymiş. Mobilyanın kusurları aydınlıkta görülmesin diye kendileri şalteri kapatırmış. Kıssadan hisse cıkartırsak. Baba sözü dinlemeyen alık geline herşey müstahaktır. 
Ocak ayındayız. Dısarda göz gözü görmüyor. Kar tipi hava felaket “mobilyaları getiriyoruz” dediler. Nüket, Ece yeni evde beraber bekliyoruz. Mobilyalar geldi. O an ben bi öldüm sonra beni dirilttiler. Orada beğendiğim açık renk mobilyalar gitmiş , üzerine kapkara cila atıp kömür gibi bana göndermişler. Sağı solu yamalı yerler var. Bütün salon öyle karanlık oldu ki anlatamam. Adamlara götürün bunları diyorum. “Aplaa patronla konuş “deyip gittiler. Parayı vermişiz. Herif üç kağıtçının önde gideniymiş, Telefonlara bile çıkmıyor. Kaçmış. O kadar üzüldüm, beddua ettim ki adam senesine kalmadan öldü. Dermişim ama maalesef ölmedi.  İflas etti.
 Sonunda 17 Mayıs gününe nikah tarihi aldık. Ben bir gün sonra nişanı attım.
                       
BİR AYAR VERDİM TOPARLANDI
Tankut’un bir belalısı var daha doğrusu belalıları var. Bizim oğlan bilgisayar ortamında çok sevilen bir sima ya hiçbir kız arkadaşı bundan vazgeçmek istemiyor. Bir yere gidiyoruz. Cep telefonu çalıyor. Bizim ki kem kümler, ben sonra arayım seniler. Ne yanımda Deniz var diyor nede bir daha arama beni falan.
Bu konularda rahatımdır. Kız arkadaş beni rahatsız etmez. Tabi en az 10 senelik mazisi olan, çocukluktan beri tanınan, hatta ailelerinin tanışması da tercih sebebimdir.Çünkü benimde kankilerimin % 80’i bu kriterlerde beraber büyüdüğum erkek arkadaşlarımdır. Kıskançlığım yoktur. Ta ki bizim beyefendinin  nişanlandığımızı bu kızlara söylemediğini öğrenene kadar. Nişanlanalı 4 ay olmuş, kimsenin bizden haberi yok.
Tepem öyle bir attı ki telefon ettim. Sen bi gel dedim. Geldi. Verdim yüzüğü eline ‘’Artık kimseye birsey söylemene gerek kalmadı. Özgürce uç uçabildiğin kadar’’ dedim .
Ne olduğunu anlamadı garibim. Dondu kaldı. Ondan sonraki iki saat boyunca ne konuştu ne dil döktü anlatamam. Naz niyaz yapıp, kendimi ağırdan satıp ,bulunmadık hint kumaşıymışım gibi pozlarda kesmiyorum. Neysem o. Çok sinirliyim. ‘’Lan oğlum sen daha nişanlandım diyemiyorsun? Nasıl evlenicen benimle? ‘’ dedim.” Akşama seni almaya gelicem. Hazırlan”  dedi gitti.
Akşam oldu. Bende hiç bir hazırlık yok. O bakımlı, tertemiz Deniz gitmiş. Altımda bir tayt, saçlarım yağlı at kuyruğu, dirhem makyaj yok. Ev hali bile diyemiycem, moralim bozuk beter haldeyim. Beni gördü hiç sesini çıkartmadı. Bindik arabaya. Yeşilköy’de bir cafenin önünde durduk.  Arabadan indi sandalyemi çıkarıyor. Bir kahve içip, konuşucaz herhalde diyorum.
İçeri girdik. Beni ileriye doğru ittiriyor. Masanın birinden kızlı erkekli ona yakın kişi ayağa kalktı. Ben masayı boşaltıyorlar, gidecekler herhalde derken aralarından biri boynuma sarılıp ‘’ Hoş geldinizz’’ dedi.
Tankut’’ İşte nişanlım arkadaşlar’’ deyince yerler yarıldı, magmalar köpürdü, beni sarıp sarmalayıp ‘’gel  salağım’’ deyip içine çekti.
Adamlar Tankut’un çocukluk arkadaşlarıymış. Hepsi Yesilyurt ,Yesilkoy’de oturuyormus.  İki çift evliymişler. Adamların gerisi bekar. Bayanlar çok güzel, acayip bakımlı gözüküyorlar. Ben aralarında kafası yağlı Kezban. Birde ‘’Ne kadar güzel nişanlın varmış‘’ demezler mi? Kesin bunlar kör dedim ama yemedim. Çünki Tankut’u arayanlar bu evli barklı kızlar değildi. Yinede çabasına kıyamıyarak yüzüğü yeniden elime taktım. Artık ne yaptı, nasıl yaptı bilmiyorum ama bir daha hiç telefon gelmedi.

Zannetmeyin ki Tankut çok zampara, gözü dışarıda falan. Adamcağızın tüm gençliğinde ciddi tek bir ilişkisi olmuş. Oda senelerce sürmüş. Bana resimlerini gösterdi. Uzun boylu, çok güzel bir kız. Mimar Sinan’dan mezun ressam.  Valla taş gibi kız. Kızın aldığı hediyeler, tişörtler falan hala duruyor. Bence sorun yok. Geçmişe saygı duymak gerek. Hatta o kadar saygı duydum ki kızı nikahımıza davet ettim. Bence milat nikah masasıdır. Ondan önce olanlar kişilerin özelidir. Karışılmaz. Tankut’ta bu kızı cok sevmiş ama olmamış , yürümemiş. Sonuçta beni seçmiş,sevmiş.

Eğer bir insanın birşeyi unutmasını istemiyorsanız. Onu yasaklayın. Yasaklanan herşey o konu üzerindeki ilgiyi daha da arttırır.  Derler ya yasak olan herşey tatlıdır diye. Normalde benim kıyametleri koparıp, kızdan gelen tüm hediyeleri çöpe attırmam, resimleri yırtmam, adını anarsan ciğerini sökerim demem lazımdı. Ben ne yaptım.? Sanki dünyanın en güzel aşk hikayesini dinliyor gibi yapıp ” Bu gün ki muhteşem Tankut’ u yaratıp bana hazırladığı için belkide ona teşekkür etmeliyim aşkım. Her ilişkiden alınan ders bir sonrakini hatasız yapar.” dedim. Tankut benim olumlu tepkime o kadar mutlu oldu ki. ” Benim gibi birinin eşi olacağı için Allah’a şükür ettiğini söyledi.” Bende ilk fırsatta kızın aldığı tshirtü yer bezi yaptım.

 

 

 

                                                                  Kınalı Gelin

 EVİM  VAR KOCAM YOK
Evin tüm işleri bitti. Nikah gününün gelmesini bekliyoruz. Özel bir şirketle anlaştık. Beşiktaş evlendirme dairesinde kokteylli nikahımız olacak. Akşamına Yeşilyurt Spor Klubün’de arkadaşlarım ve kuzenlerimle düğün yemeyi yenecek. Düğünden bir gün sonra Kemer’e balayına gidecegiz.
Tankut’la davetiye ve nikah şekeri seçicez. Taksim’de bir yerde çok güzel modeller var dediler. Atladık arabaya gittik. Adam serdi önümüze bir sürü  nikah şekeri örneği. Hiç biri içime sinmiyor. Tekinde ayna, ötekinde çiçek, ot ,çöp. Anlamsız geliyor hepsi. Lafa şöyle başladım. ” Modelleriniz çok güzel ama benim aklımda bir fikir var. Beraber yapalım mı?” Kocaman güldüm adama. Şöyle bir baktı suratıma. ” Ne fikri?” dedi. ”Mesela şunun tülünü alsak, bunun kurutulmuş başaklarını. Hani başak bereket derler ya. Amanda burada ne güzel damla şeklinde nazar boncuğu varmış. Hem büyük hemde bizi nazardan korusun. Değil mi? Renkli çikolata bademlere bayıldım. Koyalım üç tane.” Kurdele falan derken. yaptırdım adama nikah şekerini. Bu Sefer adam bana sırıtarak baktı.” Bunu sana yaparım ama kataloğa da koyarım. Anlaştık mı?” dedi. Yap ta nereye koyarsan koy be adam dedim içimden. Davetiyelerde sorun çıkartmadım. Kemik rengi ,hafif parlak ,çok güzel davetiyeleri ısmarladık gitti.
            Nikaha iki gün kala kına gecem yapıldı. Sadece gençler var. Sabahtan kuaföre gittik. Saçlarım, makyajım yapıldı. Aynı ekip düğün sabahı gelip yine beni hazırlıycaklar. 
Akşam oldu. Kaftan girdirildi, pür makyaj süs bebeği gibi köşeye diktiler beni.
Kalabalığız. Herkes göbek atıyor. Bende ortalarında belden yukarı oryantel yapıyorum. Acayip gülüyoruz. Sıra kına yakmaya geldi. Işıklar söndü mumlu kına tepsisi geldi. Kafama kırmızı örtü örtüp etrafımda dönmeye ‘’ yüksek yüksek tepelere.’’ türküsünü söylemeye başladılar. “Ağla” diyorlar. Ben gülüyorum. Ağlasana diyorlar. Allah için bende tek damla yaş yok. Baktım olmıycak açtım örtüyü’’ Ulen otuz yaşımda, şu yamuk yumuk halimle cillop gibi adamı bulmuşum. Ben nasıl ağlayım be’’ deyip. Olaya son noktayı koydum.
Nikah günü geldi. Allah sizi inandırsın bir gece önceden fosur fosur uyumuşum. Annem sabah uyandırdı. Havaya baktım süper ,etrafıma baktım. Herşey yolunda. Vay be dedim gelin oluyorum. Her şey cok güzel olacak.
Ablamlar bizde , torunlar koşturuyor. Evde bir curcuna ,koşturmaca. Kuaför geldi, karısıda makyöz. Önce benim saçımı yaptı sonra evde dişi kim varsa elden geçti. Makyajımı yapan kadın birkaç defa beni öldürmek istedi. “Lütfen çok boya sürmeyin. Hayatta kaşımı boyatmam, sülük gibi istemem.  Kırmızı ruju gösterme bile derken kavga dövüş makyajımda yapıldı.  Sonunda odamda annemle yalnız kaldık.  Gelinliğimi giydirdi. Basit ama şık bir gelinlik. Bebeğini son kez giydiren anne gibi eteklerimi düzeltirken son nasihatlarıni da verdi. ” Kendine dikkat et kızım. Tankut’un cebine şeker koyucam. Başın falan dönerse iste hemen ye bir tane. Ayakların şişerse bandını açtır biraz. Aklımı sende koyma kızım.”
Herkes hazır gibi. Tankut telefon etti. “Hocayı aldık geliyoruz” dedi. İmam nikahı kıyılacak. Bende bir panik. ” Yok daha hazır değiliz. Oyala imamı” dedim. Tankut ” Nerede oyalayım adamı Deniz? Zaten Yesilköy’ den Yesilyurt’a gelicez. Beş dakkalık yol.”deyip duruyor. Ben biraz sakinledim. Bu arada  onlarda  kapıyı çaldılar .
Tankut, babası, abisi ve imam efendi geldiler. Tankut beni gördü. Bembeyaz oldu. Gözleri doldu. ‘’Çok güzel olmuşsun’’ dedi . Sonra o dev gibi smokinli, yakışıklı adam yer yarıldı içine girdi. Tüm gün boyunca heyecandan terledi, ezildi, büzüldü.
İmam nikahı kıyıldı. Aldın mı? Verdin mi? En son kaça olur? Davalarında ben yine çok gülmek istedim. Çok şükür beş kg altını alnımın akıyla kaptım. İri yarı olduğum için ‘’ ağırlığınca altın’’ lafı bana çok insafsız geldi. Buna da şükür dedim. Neyse artık Allah’ın gözünde evliyiz. 

Sıra evden çıkmaya geldi. Babam bu sefer banyoya kaçmadı. Diğer ablalarımda ya eve gelmemişti ya da banyoya kaçmıştı. O kadar çok ağlıyor ki zaten sen babanı öyle görsen ne gelin makyajın kalır ne tipin. Örtesin milletin üstüne kapıyı, vazgeçersin evlenmekten. Kurur kalırsın evde.

Öpüştük koklaştık, koydular bizi gelin arabasına. Ece’ler yanımızda çıktık evden. Gelin arabası son model Mercedes. Allah için üzerinde gelin arabası oldugunu belirten bir gımcık süs yok. Ben istemedim. En büyük kabusum. Hani zarflara koyduğun paraları almak için çocuklar caddede her yerden fırlayıp arabanın önüne atıyorlar ya kendilerini. İşte ben o an deliriyorum. Ya ayağını ezersek, ya arkamızda sürüklenirse, ya ölürse, ya ölmez sakat kalırsa derken bende fantazi bitmiyor. Yollarda “açılın ulen gelin geliyor” dememize de gerek yok. Edebimizle gidelim nikâha dedim.

Önce fotograf stüdyosuna gittik. Ordaki arkadaş sandalyemi beyaz bir örtüyle kapattı. Yanıma da Tankut’a bir sandalye koydu. Biraz oturarak biraz kalkarak bol bol sırıttık. Tepeye baktık, parmağının ucuna baktık, en çok da aşkla birbirimize baktık. Şükür bitti dedi de ordan da kaçtık. Daha nikaha erken boğaza gidelim dedik. Yolda etrafa saçtığım ışığımdan olsa gerek ne zaman dursak yan arabadakiler ” arabada gelin var” diye yarı bellerine kadar camdan sarkıp bize mutluluk dilediler. Boğaza karşı son bekar çayımı içip üzerine bir de sigara tüttürdüm. Nikah saati geldi çattı. Biz yola koyulduk.

 

              
  ZEVZEK GELİN
  Hava çok güzel. Mekan çok güzel. Tek nikah bizim ki. Herkes çardaklara, bahçeye yayılmış. Arabayla bahçeye girdik. Normalde gelin kimseyi görmez, hemen gelin odasına gider ya. Ben kuduruk olduğumdan bizde öyle olmadı. Daldım bahçeye, gelenlerle bir sohbet bir muhabbet. Bugün benim günüm kural falan yok. Sonunda zorla soktular beni içeri. Gelin odası ufacık bir yer. Camı falan yok. Duvarlar beyaz, hatta her yer bembeyaz. İşin içine fayansta karışınca morg gibi duruyor. Evleniyormuyuz, ölüyormuyuz belli değil. Siniri bozuluyor insanın.
Tankut’la yan yana oturuyoruz. Odada yalnızız. O an ne yaptığımızın farkına vardık. İkimizde aynı anda birbirimizin ellerine sarıldık.
      Tankut demez mi “Deniz bugüne kadar hiç heyecanlanmadım ama şuan ölüyorum. O kadar insanın karşısına çıkamam. Hepsi bana bakacak’’ diye. Dedim  Sakin ol! Korkma! Genelde kimse damada bakmaz. Herkes bana bakacak. Sen kafana göre takıl’’ diye.
Acayip içli, dokunalı bir müzikle çıktık. Arya gibi birsey. Arada salya sümük ağlayanlar var, görüyorum. Bende duvak falan örtülü değil. Örttürmedim. Sıkıntı basar bana. Sonra tek güzel yerim yüzüm kardeşim onuda kapasam nereme bakacak bu kadar insan.
Geçtik masanın başına. Şahitler oturdu, nikah memuru geldi. Ben ona el sallıyorum, buna öpücük gönderiyorum. Bir ara Tankut’a bir baktım, yanımda katılaşmış oturuyor. Adamın beti benzi atmış, sadece gözleri oynuyor. Onlarda fıldır fıldır dönüyor. Koltukta o kadar kaymış ki biraz daha zorlasa masanın altından yağ gibi akıp gidecek. Çaktırmadan ‘’Canım dik otur’’ diyorum. ‘’Karışma bana! Ölüyorum ‘’ diyor. Lan oğlum sırası mı şimdi? “Evlenelim öyle öl” diycem. Adam beni bırakıp kaçacak diye korkuyorum.
Neyse sessizlik oldu nikah memuru sordu.
‘’Annenizin adı?’’        ZİYNETİ
‘’Babanızın adı?          YÜKSEL
‘’Babanızın adı?          YÜKSEL
‘’Babanızın adı?          YÜKSEL
Adam tam üç kere sordu. Adamın üstüne atlıycam’’ Ne  istiyorsun lan benden? ne dememi istiyorsun? konus?”diye. Nikah memuru salak salak sırıtarak ‘’ Babanızın başka adı yokmu?’’ dedi
Bende jeton düştü. AHMET YÜKSEL dedim.  Desene göbek adını da söyle diye.  Tankut benden kopya çekti . Hep göbek adlarıyla söyledi. Sınavı geçti. Herkes “gelin çok salakmış ama damat akıllı “dedi. 
Sıra o büyük soruya geldi. Bende ortaya daha büyük boy sıçtım. Tankut Beyi kocalığa kabul ediyormusunuz? diye malum soruyu sordu. Ben espiri manyağıyım ya. İllede bir atraksiyon yapıcam ya ‘’ Kim 500 milyar ister yarışmasından alıntı yapıp ‘’Seyircilere soralım’’ dedim. Birden aklıma geldi. Ağzımdan çıkıverdi. Hayatım boyunca hep düşünmeden konuştum ya ben , kafam hiç o ne der bu ne derlere çalışmadı ya. Koydum ortaya bombayı patladı gitti.
 Beş saniye kadar bir sessizlik oldu. Bu sırada konuklar ne düşünüp neye karar verdilerse, hadi alkışlayalım bari deyip beni kurtardılar. Bir coşku alkış, kıyamet,ıslık ” evet de ” bağrışları ‘’ EVET’’ dedim.
Tankut a sordu. Bizim ki hemen ‘’EVET’’ dedi. İnine çekildi. Dışardan bir davetli gözüyle bakınca Tankut ta manzara söyle.
     ‘’Ah zavallı oğlan. Gelin artık bu çocuğa  ne yaptıysa damat kaçtı kaçacak. Ya çok korkmuş. Masanın altına saklanmak istiyor ya da ilaç vermişler. Gözleri yerinde durmuyor. Neyle tehdit edilmişse artık memur daha sormadan ‘’EVET’’ dedi zavallı. Allah kurtarsın.’’
Evlendik. Kokteyl salonuna geçtik. Takı merasimi falan. Kokteyli hazırlayan şirket çok iyi. Ortada önlüklü ,kepli kızlar, delikanlılar dört dönüyor. Çikolataya bandırılmış çilekler, acayip isimli aperatıfler tepsi tepsi önümden geçiyorlar. Acayip açım. Önümde koca bir takı kuyruğu. ” Bir durun iki lokma yiyip geliyorum’’ da diyemiyorsun. Aradan iki saat geçti. Kuyruk bitti. Amcamın yanına gittim, Bir kenarda oturuyor. Garsonlardan birine ‘’Gelin aç’’ dedim. Birsey kalmadı ama bakayım ne yapabilrim ‘’ dedi. Birkaç dakika sonra tatlı tuzlu karışık bir tepsiyle geldi. Valla ne yalan söyleyim . Kim bakıyor? ne diyor? demeden yumuldum ben tepsiye. Elim kolum takı dolu kıpırdayamıyorum. Ece yetisti. Ne var ne yoksa çıkartıp doldurdu bir torbaya. Bir hafifledim. Yeniden doğmak bu olsa gerek. 

Tankut un eski kız arkadaşı nikahımıza geldi. Kırmızı tüller içine çok hoş küçücük  bir aranjman yapıp ucunada altın tutturmus.  Sarıldık birbirimize. O iyi dileklerini bildirdi bende ‘’kaptım kızım kapı gibi adamı. Hadi sana uğurlar ola ‘’ dedim ama içimden.  

                    Evlendim!
BEN EVLENDİM,TÜM TÜRKİYE SEVİNDİ.
Kokteyl bitti, herkes dağıldı. Bindirdiler beni gelin arabasına düğüne kadar evimize gidiyoruz. Bir baktım arkamızdaki arabada annem babam geliyor. Yol ayrımına geldik. Onlar Yesilyurt’a döndü, biz Yesilköy e gittik. O an anladım ki artık orası benim evim değil. İçim burkuldu. Yeni evime geldim. Ece’ ler yanımızda.
Ortada bir sorun var. O gece Galatasaray Avrupa Şampiyonlar liginde final maçı oynayacak. Biz nikah günü aldığımızda daha elemeler başlamamıstı bile. Nerden bilelim adamlar finale kalacak. Hemde bizim düğün akşamında  oynanacak. Tüm Türkiye maça endekslenmiş.
Evde biraz dinlendik. Düğün zamanı geldi. Klube geldik. Arkadaslarımızla beraber yirmi masa  falanız. Sohbet ediyoruz, resimler, yemekler, pasta kesme falan derken aklım yan salonda. Tankut’la arada bir kaçıp maça bakıyoruz. Baktım olmayacak. Geri döndüm salona “herkes kalksın. Maç penaltılara kaldı. Yan salona gidiyoruz. Dev ekran izliycez’’ dememe kalmadı. Herkes bu anı bekliyormus gibi kapıya hücüm etti. Çok kalabalık. Herkes ayakta. Koca koca adamlar, kadınlar hepimiz duvardaki büyük  ekrana yapışmışız. Son penaltıda atıldı ve Galatasaray Şampiyon oldu.
O andan sonra tüm gözler birden bana döndü. Bir çığlık, bir kıyamet.” Gelinin şansına şampiyon olduk’’ deyip tanıdık tanımadık tüm salon beni öpmeye başladı. Adam kadın farketmiyor. Bir Tankut’a bir bana saldırıyorlar. Baktım kaçacak yerim yok. Bıraktım kendimi önüme gelene sarıldım, öptüm. Sonunda beni salondan kaçırdılar. Park yerine gidip arabamıza bindik. Klubün kapısına çıkmamızla birlikte arabanın etrafını yüz kadar taraftarın sarması bir oldu. Başladılar arabayı sallamaya. İcerde kafalarımız birbirine vurdu vuracak. Biri bağırıyor ‘’ Evlenecek başka gün mü bulamadınız?’’ diye.
Lan oğlum ‘’ Yüz yıllık takımsınız. Avrupa Şampiyonu olacak başka sene mi bulamadınız? Diycem yeni evliyim , daha yaşamadığım şeyler var. Linç ederler beni diye korkuyorum. Evimizle klup arası beş dakika. Biz hala arabada sallanıyoruz. Ece arkamda duvağımı sökmeye uğraşıyor. Gelini görmezlerse vazgeçerler diye ama nafile. Tam kurtulduk derken  Ağır abi ‘’cep telefonumu salonda unuttum’’ dedi. O an çektim silahı vurdum beyninden. Çektiklerimiz yetmedi. Biz tekrar geri döndük telefonu aldık. Tekrar kapıda sallandık, sevindik, hopladık , sonunda evimize geldik.
Evimize girdik. Ece saçımdaki tokalara yardım ediyor, Allah sizi inandırsın kafamdaki saç teli kadar toka çıkardık. Tokalar çıktı ama saçlarım inmiyor kazık. Neyse bizimkiler gitti.
Çeyizimde pek bir heveslenmiştim annemim arkadasına satenden çeşitli renklerde gecelikler, pijamalar diktirmiştim. Hepsi pırıl pırıl, kaygan,super şık seyler. Bana birde hediye penyeden üzeri koyun desenli çok komik  pijama takım yapmıslardı. Hangisine kıyıp giysem diye bakarken Tankut ‘’ Ben satene dokunamam, hayatta elleyemem’’ demez mi? İnadına satenlerimi giyip kıçımı dönüp yatasım vardı ama onun yerine koyunlu pijamalarımı giyip kurdugumuz kahvaltı sofrasında tıkınmaya gittim.

Ertesi gün öğlen oldu. Annem aradı. Kadın o kadar sıkıntılı, utanmış, ezik büzük konuşuyor ki , devamlı aramak zorunda kaldığı için özür diliyor. ‘’ Babam bunalmış, yazlığa gidiyorlarmış, gelmek istersek evde yokmuşlar.’’ Çantam, cüzdanım, kimliklerim onlardaymış bana nasıl ulaştırsınlarmış? Anlaşıldı evde kriz var. Ece’ yi aradım ‘’bizimkileri oyalayın’’  dedim.

 
Düğün sonrası perişanlığı
BENİ ZAKKUMA GÜBRE ETTİ
Ertesi sabah erkenden hazırlandık. Arabayla Kemer’e balayına gidiyoruz. Evden çıktık. Bahçedeki rampadan inerken Tankut beni düşürdü. Hemde öyle güzel düşürdü ki önce kaydı, biraz sürüklendi ,en sonunda el arabasından kum boşaltır gibi yanlamasına beni zakkumun dibine döktü. Yerden kafayı bir kaldırdım, zakkumun dalları üzerime örtülmüş. Allah sizi inandırsın can ciğer baya kaynaşmışız ağaçla. Tankut tepemde ”Aşkım iyi misin? Çok özür dilerim” deyip duruyor. ”Lan oğlum daha defterdeki mürekkep kurumadan sen beni gömdün. Ben nasıl iyi olayım?” diycem adam kar beyaz olmuş, gözleri yuvalarından çıkmış bana bakıyor. Bir yandan da saçımı başımı dalların arasından kurtarıp toparlanmaya çalışıyorum. Sabahın körü kimseler yok. Neyse aldı beni kucağına koydu sandalyeye. Daha önceden bir bacak kırılması olayım var. Bir yerim kırıldı mı diye kontrol ediyorum kendimi. Korkudan midem bulanıyor. ” Hastaneye mi gitsek ,balayına mı?”karar veremiyorum.
Tankut olaya noktayı koyup’’ Balayına gidelim sana bir şey olursa orada bir hastaneye götürürüm’’ diyerek iki fikri birleştirdi. Adam ilk günden beni yerden yere vurdu. Şimdide balayı derdine düştü. Kısaca yolda ölmez sağ kalırsan bir doktora gösteririz diyor. Evliliğimi sorgulamaya başlasam mı bilemiyorum.
Bu iş en çok zakkuma yaradı zaten. Daha sonraki yıllar  gübre etkisi yaptım herhalde. Ağaç apartman boyunu geçti. Ben her yanından geçtiğimde o günü hatırladım. 
Biz yola çıktık. Vapurlara bindik. Yolda yemekler yedik ama benim aklım kendimde. Bir yerimde bir şey yok gibi. Sonunda Kemer’deki tatil köyüne geldik. Kocaman bir yer. Ormanın içinde, her taraf hayvan, doğanın içindeyiz, tam benlik. Resepsiyona gittik. Rezervasyonumuzu yakın bir arkadaşım yapmıştı. Bana uygun engelliler için düz ayak bir oda hazırlatmıştı ama öyle olmadı.
‘’Size balayı odamızı hazırlattık’’ dediler. Aman ne güzel dedik. Takıldık görevlinin peşine odamıza gidiyoruz. Adam düz ayak odaları geçti ,on basamaklı merdivenle çıkılan bir odaya doğru  çıkıyor. Kapıyı açtı ‘’ Buyrun’’ dedi. Şöyle bir kendime baktım sonrada merdivenin tepesinden bize sırıtan adama ”  acaba dışarıdan ayakta gibi mi duruyorum ya da keyif olsun diye oturuyorum mu sanıyor bu salak’’ diye düşündüm.
Sırıtan adama dedim ki
’’ Burada merdiven var’’
‘’Siz ayağa kalkamıyor musunuz?’’ dedi hayretle.
‘’Ayağa kalkabiliyorum hatta merdivende çıkıyorum. Bende düz yolda yürüme yok dangalak’’ diycektim. Uğraşma Deniz dedim.
‘’Balayındasınız diye size bu odayı hazırlamıştık ‘’dedi. Bende ‘’ O odaya çıkamazsam balayında olamıycam’’ dedim. Resepsiyona geri döndük. Düz ayak engelli odasını hazırlattılar. Sonunda odamıza yerleştik.
Büyük , kocaman bir oda. Banyosu büyük, balkonu bahçeye açılıyor.Her yer yemyeşil. Çok huzurlu bir ortam.
 
 
Balayı sporcuları.Eşofman kardeşliği

 

                     
KOCAMIN GIRTLAĞINA ÖKÜZ KAÇMIŞ
Tüm gün çok güzel geçiyor. Geberene kadar yiyoruz, güneşleniyoruz, kumsalda takılıyoruz,. O kadar telaştan sonra dünya durdu sanki, hiç yapacak iş yok.
Ne zaman ki gece oluyor, uyku zamanı geliyor. Kabus başlıyor. Tankut horlamıyor. Boğazına öküz kaçmış böğürüyor. Abartmıyorum hatta benzetmem bile hafif kalır. Size şöyle örnek vereyim. Yan odamıza kimi yerleştirseler, ertesi sabah odalarını değiştirip,başka odaya kaçıyorlar. O kadar yüksek ses yani
Uyuyamıyorum. Ölücem . ”Ben uyumadan uyuma’’ diyorum. Olmuyor. Banyoya yatak serelim orada uyu, küvette yat, bahçeye çık, başka oda tutalım, olmadı boşanalım. O kadar vahim bir durumdayım anlayacağınız. Ancak dört gece dayanabildim. On beş günlük balayı rezervasyonumuzu beşinci günün akşamı sonlandırarak Antalya’ya babamların evine gittik.
Evden içeri cesedim girdi. Hayatımda ilk defa yolda oturarak uyudum. Ben odama girip kendimi bir yatağa atmışım. Kendime geldiğimde ertesi sabah olmuştu. Tatilin geri kalanını gündüzleri gezip ,geceleri evde ayrı odalarda kapılarımızı üzerimize kapatıp öyle uyuduk. Büyük ihtimal  biz gittikten sonra komşular kurban kesmişlerdir. Ben size deyim.
        
AKLIM ANAMDA KALDI
Balayından her gün annemleri arıyorum. Otuzuma kadar onlarla yaşamışım. Kendimi evli gibi de hissetmiyorum. Ailemden gizli kaçmışım gibi aklım hep onlarda. Annem ” Kızım biz iyiyiz. Sesini duyduk. Bizde sevindik . Kafanı bize takma. Keyfinize bakın ” diyor. Acayip özlüyor, ertesi gün yine arıyorum. Yaşım büyüdü ama kafam büyümedi. Kendimi anne kuzusu gibi hissediyorum. 
         Ece’yle konuşuyoruz. ”Nasıllar?” diyorum. Bizimkiler balkonda oturup bahçeye boş boş bakıp duruyorlarmış. Kızlarda onları eğlendirmeye çalışıyormuş.” Çok iyiler. Sen merak etme. Hepimizde geçirdikleri süreci geçiriyorlar ” deyip beni rahatlatmaya çalışıyor. Laf arasında Pazar günü Kumburgaz’da aile kahvaltısı var dedi. O an benim için balayı bitti. Bizimkileri çok özledim.Dönmem lazım. 
Tankut ‘a söyledim.”Pazar sürpriz yapıp , beklenenden erken dönelim” dedi. Cumartesi İstanbul’a döndük. Pazar sabahı herkes toplanmış tam masaya oturacaklar. Biz kapıdan girdik. Babamla annemin yüz ifadelerini, bizi gördüklerindeki sevinçlerini görünce o kadar mutlu oldum ki. Sarıldık, koklaştık, ağlaştık. Çok şükür aşkımla birlikte yine ailemin yanındayım.  
O senenin sonunda Ece boşanmaya karar verdi. ”Anlaşamıyoruz” dedi. Ben yeni evliyim. Eski bir evliliği kurtarmaya çalışıyoruz. Çocuklar var elimizden geleni yapıyoruz ama ikisi de orta noktayı bulamıyorlar. O yaz evleri ayırdılar. Babam Ece ye ve çocuklara sahip cıktı. Boşanma davası açıldı. Evlenmek kadar anlaşamayıp ayrılmakta çok doğal deyip kabullenerek hayatlarımıza devam ettik.
 

1 Comment

  1. Rabia Gökçe 20 Şubat 2018 at 19:37

    O kadar keyifli bir anlatım tarzınız var ki iple çekiyorum:) devam edin lütfen

    Mutlu kalın..;)

Bir yorum bırak

Diğer Bölümler