Yetişin a dostlar!

Yetişin a dostlar!

Bu isyan dünyanın en güzel, en iyi huylu , en şahane kedisi Üzüm’ün sizlere yakarışıdır. Derdim çok büyük. Bahar geldiğinden beri bizim eve gökten zembille enik yağıyor. Nerede kel kör hasta, nerede yeni doğurulup terkedilmiş kedi yavrusu varsa hepsi bizde. Vallahi sabah uyanmak istemiyorum yine burnuma yeni bir velet kokusu gelecek diye. Allah sizi inandırsın bizim salon camının önü cami kapısı gibi. Mart keyfini yapan çiftleşme manyağı kediler iş çocuk bakmaya gelince bizim kapımıza bırakıp kaçar oldular.

Zaten bizim evde iki insan, altı kedi kalabalığı vardı. Dört numara Karamel bu kış rahmetli oldu onu çıkardık valla biz birbirimize fazlayken bir de başımıza bu enikler çıktı.

Herşey iki hafta önce başladı. Annem gezmekteydi. Babamla evde pek bir keyifle oturuyorduk. Sonra kapıcı geldi babamı alıp bahçeye çıkarttı. Bende camdan onlara bakıyorum. Bir kutuya bakıp bakıp konuşuyorlar. Kapıcı kutuyu aldı götürdü, babam eve geldi. “Annenizi almaya gidiyorum” deyip çıktı. Arada bir güzel uyku çekmişim bende.

Kapıda anahtar sesiyle uyandım. Koşa koşa kapıya karşılamaya gitmemle bir baktım ki annemin kucağında o kutuyla bizimkiler eve giriyorlar. O an kötü bir şeyler olduğunu anladım. Burnuma pis kokular gelmeye başladı. Meğerse koku gerçekmiş. Kutuda yeni doğmuş ıslak analarının plasentası üzerlerinde altı tane ıslak enik kokuyormuş. Bizimkilerde acil butonuna basılmış gibi bir telaş koşturup duruyorlar. Babam elektrikli şömineyi yaktı kutuyu önüne koydu. Annem battaniye getirdi. Göbek bağlarını kestiler. Hepsi ıslak, buz gibi havada donmuşlar. Isıtmaya çalışıyorlar.

Aralarında konuşuyorlar bende dinliyorum. Kedi başka bir apartmanda yeni doğurmuş. Oranın kapıcısı da anneyi kaçırıp bebekleri kutuyla çöpe atmış. Babam çok sinirli. Anlatırken çok ayıpçı kelimeler ediyor. Bu arada yavruların hepsi pert gibi. Takdiri ilahidir inşallah diyorum ama yok anam bunlar ısındıkça hareker etmeye başlıyorlar.

Bizimkiler veterinere götürelim dediler. Aman götürsünler. Hatta geride getirmesinler bir zahmet diyorum içimden. Babam aldı kutuyu gitti. Ben bildiğim ne kadar kedi duası varsa okumaya başladım. Yarım saat sonra kapı çaldı babam geldi elinde bir torba mama biberon ve kutu. Allah şahidim olsun oracıkta bayılıp kalmışım. Gözümün önünden bu evdeki ilk ve tek kedi olduğum o şahane günler geçmeye başladı. Herşey benimdi. En lüks mamalar, posttan yapılmış yumuşacık yataklar, oyuncaklar, devamlı sevilme, okşanma garantisi… Sonra ne oldu.? Her yeni gelen kediyle düşen yaşam kalitem. Kadersizliğim. Mahvolmuşluğum. Kendime geldiğimde babam ” veteriner sizin bakmanız zor, çok üşümüşler. Kayıp olursa üzülmeyin. En iyisi süt anne bulun” demiş diye anlatıyor.

Enik Bakım Üssünü babamın çalışma odasına kurdular. Sonra bize odaya girme yasağı getirdiler. Sinir oldum. Ben o odanın camından bakmayı çok seviyorum mesela. Üstelik babam orda annemden gizli ıvır zıvır da yediriyordu bana. Off çok canım sıkıldı şimdi bak.

Annemde çok sinirli elinde telefon apartman kameralarından kutuyu çöpe koyanı seyrediyor. Bir yandan da o da çok kötü pis kaka sözler söylüyor. Oysa küfür etmek bize yasak. Hep “kardeşler kavga etmez” diyorlar. Ne kardeşi be. Benden sonrakilerin hepsi çapulcu.

Odaya yavaşça kafamı uzattım. Cehennem sıcağı yapılmış odada ellerinde biberon avuç içi kadar şeyleri besliyorlar. Yok annem bunlardan bir numara olmaz diycem bulaşma şunlara Üzüm diyorum kendime.

O gece babam iki saatte bir uyandı, inatla doyurdu yavruları. Sabaha bir fire verdik. En küçük en donmuşu rahmetli olmuş. Azcık üzüldüm tabi. Kedi evladı. Bende kediyim benimde duygularım var .

Annem bu böyle olmaz derken arkadaşı Zahide teyze aradı. O da baska deli. Bizimkiler gibi sokakta insan dışındaki her canlının anası. Onda hem kedi hemde köpek var. Evlerden uzak . Hayatta zevzek bir köpekle aynı evde yaşayamam. Konuştular konuştular Zahide teyzem dediki sosyal medyadan süt anne ara. Akla bak. Supeeer. Süt anne bulsunlar bunlarda biran önce gitsinler. Bende yardım edeyim hatta. Açın kapıyı sokakta birkac tanıdığımla konuşup bende bakınayım süt ana.

Babam biberon nöbetinde, annem telefon başında çırpınıyorlar. Biz ve zavallı kardeşlerim tamamen ihmal edilmiş durumdayız. Taze suyumuzu unuttular. Bir avuç mama attılar önümüze. Ne sevilmek ne okşanmak. Perişanız.

Telefonlar susmuyor. Süt anne haberleri geliyor ama bunlar yavruları almayıp birde anneyi bize kakalamaya çalışıyorlar. Valla tansiyonum oynadı. Geçtim annemin karşısına diktim gözlerimi gözlerine ” Bak kadın” dedim. Eğer bu eve bir kedi daha gelirse beni unut. Kaçar giderim. Bir daha da dönmem. ” O kadar etkilendi ki döndü kıçını gitti.

İki gun içinde 50 telefon konusması sonucu bir aksam süt anneyi buldular. Pendik’te. Biz Yeşilköy’de. Çok uzak. Saat gece 9. Babam gidiyorum dedi. Aldı yavruları çıktı. Sevinemiyorum çünki anne kabul etmezse babam geri alıp gelecekmiş hepsini.

Annemle evde volta atıyoruz. Iki saat sonra babam aradı. Herşey yolundaymış. Annem hüngür hüngür ağlıyor, babamda öbür uçta sümüklerini çekiyor. O an ikisinden de tiksindim. Dedim sizden utanıyorum. Elalemin evinde kedi yavruları kabul etti emziriyor diye salya sümük ağlıyorsunuz. Bak bende ağlıyorum ama sevinçten.

Babam eve döndü. Annem mükellef sofra kurdu. Gece bir yemek yediler, kıtlıktan çıkmış gibi. Arada bana da tavuk verdiler. Keyiflendim.

Çok şükür evimiz boşaldı. Hepimiz güzel bir uyku çektik. Aman kurtulduk derken bir hafta sonra süt annenin sahibi aradı. Anne kaçmış bebekler aç dedi. Pazar gecesi. Saat gecenin 10’u. Bildiğim bütün kedi kaka pis kelimelerini saydım. Babamla sarılmış ne güzel film seyrediyorduk. Yine gidiyordu. Bu sefer kedi sütü tozu, biberon taşıyordu. Biz yine annemle volta atmaya başladık sonra babam aradı. Bu sefer cok şükür zırlamadılar. Herşey yine yolundaymış.

Sonraki iki hafta çok rahattık. Herşey yine eskisi gibiydi. Babamın çalışma odası dezenfekte edildikten sonra tekrar bize açıldı. Tabi bende ıvır zıvır kaçamaklarıma kavuştum.

Şu hayat çok acayip. Siz neden kaçıyor, tiksiniyor, nefret ediyor, deliriyorsanız o size daha çok yapışıyor.

Evvelsi sabah salonumuzun camını karşı apartmanda oturan kedi manyağı amca çaldı. Böyle zamanlarda gökdelenin en tepesinde oturmak istediğimi de ekleyeyim şuraya. Elinde top gibi portakal bir şey. Kokusundan hemen anladım. Bu da enik ama daha büyük. Amca başladı anlatmaya. Gözleri kapalı, boynu kulağı yaralı ,yine çöpün altında, Allah rızası için buna da bi bakın.

Lan oğlum burası enik bakımevi mi? Kaptığınızı tuttuğunuzu getiriyorsunuz. Yazık değil mi benim anama babama ?

Yok değilmiş! Bu ikisine herşey müstehak. Portakalı da aldılar eve. Babam eczaneye gitti göz ilaçlarını aldı. Enik Bakım Üssü yine kuruldu. İlk yardım yapıldı. Yaraları silindi. Oda yine cehennem gibi ısıtıldı, arkadaş içerde horul horul uyuyor. Biz kapıda bekleşiyoruz.

Portakal bugün adam oldu, iyileşti. Erkekmiş. Adı Aslan kondu. Gözleri açıldı. Maviymiş bide hasbamın. Güzelim konserve bebek mamaları gümüş tepsilerde servis ediliyor gereksize. Bana ne düşüyor biliyormusunuz? O konservelerin boş kaplarını yalamak. Ben bu durumlara düşücek kedi miydim? Sonuç olarak…

YETİŞİN A DOSTLAARRR!!! DERDİM ÇOKK BÜYÜKKKK!!!

Yorumlar

Bir yorum bırak

Diğer Bölümler